İnsanın hiçbirşeye hakiki bir yeteneğinin ya da merakının olmaması nasıl birşey? İnsan bisikletlere ilgi duyayım diye bisiklet tutkunu olmaz. O duygu içinde ya vardır ya yoktur, içinde varsa kendini zorlamana gerek kalmaz zaten, o gelir seni bulur. Farkında olmadan bir bakmışsın vaktinin çoğunu bisiklet turları, bisiklet modelleri, bisiklet bakımı vs. almış. Veya kimse sıfırdan çalışarak iyi yazar, iyi mizahçı olmaz. Çalışmayla elbette daha iyi olunabilir ama başlamak için o tutkunun veya yeteneğin halıhazırda ruhunda bulunması gerekiyor. "Nasıl iyi yazar olunur?" seminerine katılıp iyi yazar olunabilir mi? Çalışmakla çabalamak farklı şeyler. Neden kimsenin okumadığı onbinlerce sıkıcı blog olduğunu düşününce çabalamanın çalışmak olmadığı görülüyor zaten. Bir işe başlarken farkındalıktan uzak olman gerekiyor. Karar vererek başladığın bir işten zamanla kaçınılmaz olarak soğursun çünkü uğraştığın işin üzerinde emanet durduğunu görmeye başlarsın. Seni tanımlamadığını görürsün. Fakat tutkuyla başladığın bir uğraşta başarısız dahi olsan ilerlemeye devam edersin çünkü ruhunun bir parçası gibi olmuştur.
Velhasıl kelam bu senden bağımsız gibi görünen yönlendirici güce kader demek lazım. Bazılarının ise kaderi yazılmamış, o yüzden ne yapmaları gerektiğini söyleyen bir içsesten mahrumlar. Bu insanlar için kadere razı olmak denilen şey, sıradan bir şekilde yaşayıp, herşeyden biraz bilip aslında hiçbirşey bilmeden, olmayan ruhlarını tatmin edemeden, hiçbir iz bırakmadan göçüp gitmek.
Dünyada pratik nedenlere dayalı çeşit çeşit çok fazla acı var ama varoluşsal olarak en büyüğü doğarken bedenine ruh üflenmemiş olmasıdır. Bunu da bir insanla tanıştıktan 10 saniye sonra anlarsınız veya bir yazısının ilk paragrafında.