İnsanın hiçbirşeye hakiki bir yeteneğinin ya da merakının olmaması nasıl birşey? İnsan bisikletlere ilgi duyayım diye bisiklet tutkunu olmaz. O duygu içinde ya vardır ya yoktur, içinde varsa kendini zorlamana gerek kalmaz zaten, o gelir seni bulur. Farkında olmadan bir bakmışsın vaktinin çoğunu bisiklet turları, bisiklet modelleri, bisiklet bakımı vs. almış. Veya kimse sıfırdan çalışarak iyi yazar, iyi mizahçı olmaz. Çalışmayla elbette daha iyi olunabilir ama başlamak için o tutkunun veya yeteneğin halıhazırda ruhunda bulunması gerekiyor. "Nasıl iyi yazar olunur?" seminerine katılıp iyi yazar olunabilir mi? Çalışmakla çabalamak farklı şeyler. Neden kimsenin okumadığı onbinlerce sıkıcı blog olduğunu düşününce çabalamanın çalışmak olmadığı görülüyor zaten. Bir işe başlarken farkındalıktan uzak olman gerekiyor. Karar vererek başladığın bir işten zamanla kaçınılmaz olarak soğursun çünkü uğraştığın işin üzerinde emanet durduğunu görmeye başlarsın. Seni tanımlamadığını görürsün. Fakat tutkuyla başladığın bir uğraşta başarısız dahi olsan ilerlemeye devam edersin çünkü ruhunun bir parçası gibi olmuştur.
Velhasıl kelam bu senden bağımsız gibi görünen yönlendirici güce kader demek lazım. Bazılarının ise kaderi yazılmamış, o yüzden ne yapmaları gerektiğini söyleyen bir içsesten mahrumlar. Bu insanlar için kadere razı olmak denilen şey, sıradan bir şekilde yaşayıp, herşeyden biraz bilip aslında hiçbirşey bilmeden, olmayan ruhlarını tatmin edemeden, hiçbir iz bırakmadan göçüp gitmek.
Dünyada pratik nedenlere dayalı çeşit çeşit çok fazla acı var ama varoluşsal olarak en büyüğü doğarken bedenine ruh üflenmemiş olmasıdır. Bunu da bir insanla tanıştıktan 10 saniye sonra anlarsınız veya bir yazısının ilk paragrafında.
Paul Auster'ın "Yanılsamalar Kitabı"nda bir karakter vardı. Eleman birçok kitap yazmıştı ama bunların hiçbirini bastırmamış,piyasaya çıkarmamış, odasında tutuyordu. Onca yazıyı sadece kendisi için yazmıştı ve bunlar öyle günlük gibi yazılar değil sağlam romanlardı. İnsan zaten hasta ruhlu değilse böyle birşey yapmaz tabii fakat şablon deneme amacıyla açtığım bu test blogunu gaza gelip devam ettirmeye karar verirsem, bahsettiğim adam gibi birşey olucam. Eh, roman yazmıycam buraya tabii ama yazacağım şeyler günlük gibi değil başkalarına da hitap edecek şeyler olacaktır. Okuyan olmazsa bir anlamı olmaz. Fakat birkaç kişi hariç kimsenin haberi yok bu blogtan, onlar da test amacıyla açtığımı biliyorlar. Belli bir konuda yazma gibi bir iddiam henüz olmadığı için de başka insanların rastgelip okuma ihtimali pek yok. Zaten büyük ihtimalle yalan olur bu iş ama dediğim gibi gaza gelip devam edersem geriye dönüp baktığımda saçma bir işe kalkıştığımı bana hatırlatması için bu yazı bir köşede durmalı.
Bu metropol insanlarında yeni bir trend gözlemliyorum. Aslında Türkiye'den çıkmış bir trend değil tabii ki bu, her zamanki gibi batıdan ihrac ettiğimiz bir olay. Hayat gailelerine kendini fazlaca kaptırmış bu metropolgillerde bir ilaç kullanma hevesinin olduğunu gözlemledim. Hayır öyle hastalık zamanlarında kullanılan ilaçlar gibi değil. Böyle ekzantrik isimli günlük hayatla başa çıkabilmek için kullanılan ilaçlar. Mesela, uyumak için ilaç alıyorlar, stresten kurtulmak için ilaç alıyorlar, iştah açmak için ilaç alıyorlar, eğlenmek için ilaç alıyorlar vs vs. Beynin doğal olarak yaptığı işler için ilaçlara ihtiyaç duyuyorlar ve sanki bunu mecbur oldukları için değil zevk aldıkları için yapıyorlar. Banyo kabininde yanyana dizilmiş her ebatta ilaç şişeleri ve haplar gövde gösterisi yapıyorlar adeta. Eczaneye gidip "bana bi kutu zxopechiamin verir misiniz?"demek onları daha bi şehirli daha bi modern yapıyor sanırım. E tabi canım onlar da haklı, bizim gibi küçük ve sıradan bi hayat sürmüyolar ki, herşey üstlerine geliyor yanee..
Etiketler: drug